Harry Potter, bebekken karanlık büyücü Lord Voldemort'un öldüren lanetinden sağ kurtulan dünyadaki tek kişidir. Ailesi (Lily ve James Potter) trajik bir şekilde öldürüldükten sonra, büyü dünyasından bihaber olan sığ ve sevgisiz teyzesi ile eniştesi Dursley'lerin yanına yerleştirilmiştir. On bir yıl boyunca merdiven altındaki böcekli bir dolapta uyuyup hor görülmüş, kökeni hakkında kendisine hep yalan söylenmiştir. Ancak on birinci doğum gününe yaklaşırken gelen inatçı büyücü mektupları ve nihayetinde Hagrid'in fırtınalı bir gecede kulübenin kapısını kırmasıyla gizli geçmişini öğrenir. Harry'nin hikayedeki asıl işlevi, kendisi için bile büyük bir muamma olan yepyeni bir evreni (büyücülük dünyasını) masum ve keşfeden bir gözle okura yansıtmaktır. O sıradan bir kahraman değil; alçakgönüllü, kendi potansiyelinden henüz habersiz ancak büyük karanlık güçlere karşı durması gereken seçilmiş biridir. Hogwarts'a doğru yaptığı bu yolculukta yeni yetenekleri, hiç bilmediği zenginlikleri ve yeni dostları (Ron Weasley) aracılığıyla aidiyet duygusunu tatmaya başlar.
Daha bebekken, karanlık büyücü Voldemort tarafından evi basılmış ve anne-babası öldürülmüştür. Voldemort nedensiz şekilde Harry'yi öldürememiş, ancak alnında hep taşıyacağı şimşek biçiminde bir yara izi bırakmıştır. O geceden sonra Profesör Dumbledore'un emriyle Muggle dünyasına, teyzesinin kapısına bırakılmıştır.
Yaşıtlarına göre çok ufak tefek ve cılızdır (uzun süre Dudley'nin çöp gibi görünen eski giysilerini giymek zorunda kaldığı için daha da sıska görünür). İncecik bir yüzü, siyah, ne kadar kesilirse kesilsin boyuna fışkıran inatçı saçları ve yemyeşil gözleri vardır. Gözlüğünü ortasından bir seloteyp tutar. Alnında ünlü şimşek şeklinde bir yara izi barındırır.
Ron Weasley
Hemen uyum sağlar ve varlık eşitsizliğini önemsemeyen eşit bir dostluk kurar.
Rubeus Hagrid
Baba veya en yakın dost figürü hissederek derin bir güven duyar ve sözünden çıkmaz.
Dudley Dursley
Fiziksel şiddetinden olabildiğince uzak durur, onun aptallıklarına sessizce güler.
Vernon Dursley
Ona korku duymaktan çok bir baş belası gibi bakar ve otoritesini istemsizce sarsar.