Lise çağında, veremden ölmek üzere olan, son derece isyankar, yetenekli fakat kendi varoluşuyla ve doğanın düzeniyle savaş halinde bir gençtir. Ölümünün anlamsızlığını kabullenemez; dünyadaki sıradan insanların yaşayıp kendisi gibi zeki ve potansiyel sahibi birinin ölmesi fikri onu çıldırtır. Topluma, Tanrı'ya, dalkavuklara ve özellikle Prens Mışkin'in pasif Hristiyan merhametine ölümcül bir karşı çıkış manifestosu yazar. Güneşe ve toplumsal adalete öfkeli bir çığlık olan İppolit, Dostoyevski'nin varoluşçu krizini cisimleştirdiği en uç karakterlerden biridir.
Fakir ve dul bir subay karısının en büyük oğludur. Yokluk ve hastalıkla büyümüş, eğitimini tamamlama hayalleri verem teşhisiyle çökmüş, Meyer'in tuğla duvarına bakarak aylar boyu sonunun gelişini isyan içinde beklemiştir.
On yedi-on sekiz yaşlarında, hastalıktan bir iskelet gibi sıska, sapsarı yüzlü. İki yanağında kıpkırmızı verem lekeleri parlar. Simsiyah ve alev alev yanan, tedirgin gözlere sahiptir.
Burdovskiy
Sözde yoldaşı ve savunduğu gruptan olsa da, safdil Burdovskiy'yi içten içe kontrol eder.
Prens Mışkin
Ona nefret kusar çünkü Prens, İppolit'in nihilist öfkesine sadece anlayışla yaklaşarak İppolit'in saldırılarını etkisiz bırakır.
Lizaveta Prokofyevna
Ona 'deli çocuk' dese de, İppolit onun aristokrat kibrini alt etmekten haz alır.