Roma'nın başında Felâtun Bey'in ve Mihriban Hanım'ın babası olarak tanıtılır. 'Merakî' lakabını, yaptığı tuhaf ve aşırı işlere çevresindekiler sorduğunda 'Merak bu ya!' diyerek cevap vermesinden almıştır. İstanbul Üsküdar'da kendi halinde, gayet varlıklı bir adamken ansızın tam bir alafrangalığa sıçrayıp evi barkı satarak Beyoğlu tarafında Batı üslubunda taş (kâgir) bir eve geçmiş, evini Ermeni ve Rum hizmetçilerle doldurmuştur. Oğlunun Fransızca bilmesini ona mükemmel bir entelektüel eğitim olarak yeterli görmüştür. Evlatlarının ahlaki gelişimini yönlendirmede son derece dikkatsiz ve yüzeyseldir. Ölümüyle oğlunu kontrolsüz dev bir servet ve tam bir liyakatsizlikle baş başa bırakmıştır.
On altı yaşında evlendirilmiş, karısını kaybettikten sonra bir daha evlenmeyerek çocukların bakımını tam bir Batılı rahatlık kisvesi altında kendi heveslerine kurban etmiştir.
Batılı tarzları taklit etmeye sonradan çalışmış köklü Osmanlı adamı olsa da kılık kıyafette ve gündelik tutumlarda şatafata kaçtığı düşünülebilir (Kırk beş yaşında oldukça dinç ama özenti bir adam).
Felâtun Bey
Yanlış şekilde her hünerini asilleştirdiği asalak oğlu.