Ali Rıza Bey'in yirmi küsur yaşlarındaki en büyük oğludur. Ailenin manevi ve maddi yükünü çocuk denecek yaşta sırtına alarak bir bankada memuriyete başlar. Başlarda babasının kopyası gibi asil ruhlu ve umut vadeden bir gençtir. Ancak ailenin artan sefaleti ve yeni karısı Ferhunde'nin doymak bilmez lüks hevesleri Şevket'i yıpratır. Hem aileyi bir arada tutmak hem de karısını mutlu etmek adına gücünün üstünde çabalar, çıkmaza girince bankanın parasını zimmetine geçirerek dürüstlüğünü feda eder. Yakalanıp cezaevine girer; bu felaket onu paradoksal bir şekilde evdeki sömürü ve yıkımdan koruyan bir kurtuluş olur.
İyi lisan öğrenmiş, babasının eğittiği, Avrupa standartlarında bir adam olması beklenirken ekonomik zorluklar nedeniyle yüksek eğitimden mahrum kalıp erken yaşta eve bakmak zorunda bırakılmış zeki bir gençtir.
Başlangıçta sağlıklı, yakışıklı, nahif ve kumral bir gençtir. Üzerine binen borç ve sorumluluk yüküyle yavaş yavaş rengi uçar, gözlerinin altı morarır, zayıflar ve adeta bir hastaya dönüşür.
Ferhunde
Karısına karşı kör bir aşkla bağlıdır; onun şımarıklıklarına evet demek canını alsa da direnmez.
Ali Rıza Bey
Babasına taparcasına bir saygı duyar, onu memnun etmeyi hayatının amacı sayar ancak tam da bu yüzden onun prensiplerine zıt düşen suçu işler.
Hayriye Hanım
Annesine sevgiyle ama acıyarak bakar, ona yük olmaktan kaçınır.