1903 yılında Kuyucak'ta evi eşkıyalar tarafından basılıp anne ve babası gözleri önünde öldürüldüğünde henüz 9 yaşındadır. Olayı soruşturmaya gelen Kaymakam Salâhattin Bey, bu kimsesiz çocuğu evlatlık alır. Yusuf, Edremit'e taşındıklarında bu kasabanın ikiyüzlü, çıkarcı insanlarına ve yozlaşmış yapısına asla uyum sağlayamaz. Sık sık etrafından kopup tabiata kaçarak iç dünyasında duvarlar örer. Üvey kardeşi Muazzez'e duyduğu derin ve ketum sevgi, onu hayata bağlayan tek unsurdur. Şakir ve çevresinin Muazzez'i elde etme oyunlarına ve evdeki içten çürümeye karşı tek başına, sessiz ama sert bir direnç gösterir. Olayların kendi kontrolünden çıkması ve Muazzez'in kirlenen dünyaya çekilmesi üzerine cinayet işler. Nihayet karısını kurtarıp dağlara kaçmayı dener ancak onun yolda ölümüyle ebedi yalnızlığa at sürer.
Aydın Kuyucak köyünde doğmuş, 9 yaşında anne ve babasının eşkıyalar tarafından vahşice öldürülmesine şahit olmuştur. Bu arbedede sağ elinin başparmağı kopmuştur. Tüm çocukluğu ve gençliği, doğduğu gecenin kanlı hatırası etrafında şekillenmiştir. Kaymakam tarafından merhametle alınıp büyütülse de mizaç olarak hep 'yaban' kalmış; şehrin çürümüş kurallarının hep dışında barınmıştır.
Esmer, sağlam yapılı, oldukça güçlü, geniş omuzlu, kırmızı fes takıp aba ceket giyen, sağ elinin başparmağı kökünden kopuk, suskun ama keskin bakışlı, yakışıklı bir genç adamdır.
Ali
Temiz kaldığı tek dosttur; ölümüne kendi planlarının neden olduğunu düşünerek ağır bir azap çeker.
Şakir
Adaletsizliğe göz kırpan kötülüğün merkezidir; onu ezilmesi gereken kokuşmuş bir otorite temsili sayar.
Muazzez
Hayatındaki en değerli varlıktır; ona olan saplantılı bağlılığı hem en büyük gücü hem de yıkımı olmuştur.
Salâhattin Bey
Ona minnettardır; eksik baba figürüdür ancak adamın zayıflıkları yüzünden sürekli hayal kırıklığı yaşar.
Şahinde Hanım
Dünyadaki yozlaşmanın vücut bulmuş hali olarak tiksindiği ve kaçındığı kişidir.