Kuyucaklı Yusuf — 8 karakter
Ali
Bakkal Şerif'in oğludur. Yusuf'un Edremit'in kirli karanlık doğasından uzak durmayı başarabilen en temiz ve naif arkadaşıdır. Sessiz sakin yapısıyla Muazzez'e gizliden ama derin bir saf sevgi besler. Yusuf'un hayatındaki en büyük yükü hafifletmek için en ufak bir şüphe ve çıkar gözetmeden Kaymakam'ın kumar borcunu kapatacak meblağı temin eder. Yusuf da vefa borcu ve kızı koruma içgüdüsüyle Muazzez'i Şakir yerine ona vermeye ikna olur. Ali'nin hikayesi, iyi niyetin bu yozlaşmış kasabada cezasız kalmayacağının kanıtı olur. Düğün eğlencesine katıldığında Şakir tarafından sinsice namlusuna hedeflenip göğsünden vurularak katledilir.
Hulusi Bey
Edremit eşrafı arasında yer alan tecrübeli ve yaşlıca bir avukattır. Salâhattin Bey'in vekili ve iyi bir ahbabıdır. Kasabadaki çürümüşlüğün her safhasına vakıftır. Yusuf'u ve Kaymakamlık ailesini kısmen korumaya, uyarmaya niyetlense de kendi güvenliğinden taviz verecek bir kavgaya asla girmez. Adaletin sağlanması uğruna güçlü eşraf ile cephe cepheye çarpışmak yerine arabulucu veya pasif itaatkar rollerde kalmayı, 'yaşamanın bir gereği' sayar. Niyetinin dostça olmasına karşın, sistem dahilinde eylemsizliğe uyum sağlamıştır.
Muazzez
Edremit Kaymakamı Salâhattin Bey ve Şahinde Hanım'ın kızıdır. Eve 9 yaşında bir sığıntı gibi dönen Yusuf ile kardeş gibi beraber büyümüş, ergenliğe ulaştığında ona tutkulu, hesapsız bir aşkla bağlanmıştır. Kasabanın zenginlerinden Şakir'in kendisine göz koymasıyla tüm hayatı bir baskı çemberine döner. İrade olarak zayıftır ve babasının ölümü ile Yusuf'un mesleği gereği uzun süre taşrada bulunmasını telafi edemez. Annesi Şahinde'nin yönlendirmesiyle sahte ve zehirli bir sosyetenin alkollü eğlencelerine kayar. Kendi kirlenişini fark etse de Yusuf'un yokluğunda kurtulacak gücü bulamaz. Yusuf'un final baskınında koca bir trajedin masumiyet kurbanı olarak Şakir'in kör kurşunuyla ağır yaralanır, dağlara doğru at terkesinde kaçarken sessizce gözlerini yumar.
Sabahattin Ali
Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907'de, Osmanlı toprağı olan Gümülcine'nin Eğridere kasabasında doğdu. Babası subay Selahattin Bey, annesi Hüsniye Hanım'dı. Balkanlar'ın elden çıktığı yıllarda aile Anadolu'ya göçtü; çocukluğu savaşların, yer değiştirmelerin ve yoksulluğun gölgesinde geçti. Balıkesir'de başladığı öğretmen okulunu İstanbul'da tamamlayarak 1926'da mezun oldu. Yozgat'ta bir yıl öğretmenlik yaptıktan sonra devlet bursuyla Almanya'ya gönderildi; 1928-1930 arasında Potsdam'da kaldı. Yurda dönünce Aydın ve Konya'da Almanca okuttu. İlk şiir ve öyküleri dergilerde çıkmaya başlamıştı ki 1932'de yazdığı bir şiir yüzünden tutuklandı; Konya ve Sinop cezaevlerinde yattı, 1933 affıyla serbest kaldı. Ankara'ya döndü; Milli Eğitim Bakanlığı'nda ve Devlet Konservatuvarı'nda çalıştı, 1935'te evlendi. Değirmen'le açılan öykücülüğünü Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940) ve Kürk Mantolu Madonna (1943) izledi. 1946'da Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la çıkardığı mizah gazetesi Markopaşa büyük ilgi gördü; ardından kapatmalar, davalar ve yeniden hapis geldi. Anadolu kasabalarını, ezilenleri ve iktidarın gündelik yüzünü süssüz, sert bir dille anlattı; Kürk Mantolu Madonna'da ise içe dönük, kırılgan bir ses denedi. Pasaport verilmeyince yurt dışına gizlice çıkmayı denedi; 1948'de Bulgaristan sınırı yakınlarında, kendisine kılavuzluk eden Ali Ertekin tarafından öldürüldü. Cesedi aylar sonra bulundu; kırk bir yaşındaydı. Kürk Mantolu Madonna, yıllar sonra Türkiye'nin en çok okunan romanlarından biri oldu.
Şahinde Hanım
Kaymakam Salâhattin Bey'in karısı, Muazzez'in annesidir. Taşra dedikodularında yaşayan, gösterişçi, lüks ve rahatlık düşkünü bir kadındır. Kocasının pısırık yapısını kullanarak evin mutlak hakimi olmuş; onu da evini de yaşanmaz hale getirmiştir. Başından beri eve sığıntı olarak giren Yusuf'tan tiksinmiş, onu kendi kızına laik görmemiştir. Muazzez'in geleceğini kendi rahatı doğrultusunda planlar; kızını parası için Şakir'e vermekte en ufak bir utanç duymaz. Kocasının ölümüyle tamamen dizginleri koparır ve taze bir dul gibi kasabanın zengin ortamlarında serbestçe gezer. Olaylar felakete dönerken en ufak bir vicdan muhasebesi yapmaz.
Şakir
Edremit'in nüfuzlu, zengin fabrikatörlerinden Hilmi Bey'in serseri, uçarı ve kanun tanımaz oğludur. Paranın ve ayrıcalıklı olmanın verdiği güçle kasabayı kendine ait bir oyun parkı olarak görür. İstediğini elde etmeye ve karşı çıkılmamaya alışmıştır. Muazzez'e karşı hastalıklı, avcı içgüdüsüyle gelişen bir saplantı besler. Ona boyun eğdirme hırsı, Yusuf'un dik duruşu sayesinde paramparça olunca şımarık öfkesi ölümcül bir şiddete evrilir. Karşısındaki zayıf engel Ali'yi hiç acımadan ve vicdan azabı çekmeden öldürür. Babasının parası, kaymakamlık makamının pasifize edilmesi ve adamlarının sahte şahitlikleriyle paçayı dahi sıyırır. Her şeyi mülk edinme kibrinin zirvesindeyken Yusuf'un ölüm baskınıyla vurulur.
Salâhattin Bey
Edremit Kaymakamı olarak görev yapan, asli niyeti iyi olan bir Osmanlı bürokratıdır. Yusuf'un hayatını kurtardığı gençlik yıllarında çok daha aydınlık bir iradeye sahipken; dırdırcı ve çıkarcı Şahinde ile yaptığı mutsuz evlilik karakterinin tüm direncini törpülemiştir. Kendini rakıya ve hüzünlü düşüncelere terk etmiştir. Yusuf ve Muazzez arasındaki potansiyel tehlikeyi sezse de yeterli korumayı sağlayamaz. Fabrikatör Hilmi Bey'in şeytani tuzağı olan kumar borçları yüzünden kendi makamının da, onurunun da ipotek altında olduğunu anlar. Bu zayıflığı içinde debelenirken bedeni yenik düşer ve ağır bir kalp kriziyle hayata veda edip çocuklarını savunmasız bırakır.
Yusuf
1903 yılında Kuyucak'ta evi eşkıyalar tarafından basılıp anne ve babası gözleri önünde öldürüldüğünde henüz 9 yaşındadır. Olayı soruşturmaya gelen Kaymakam Salâhattin Bey, bu kimsesiz çocuğu evlatlık alır. Yusuf, Edremit'e taşındıklarında bu kasabanın ikiyüzlü, çıkarcı insanlarına ve yozlaşmış yapısına asla uyum sağlayamaz. Sık sık etrafından kopup tabiata kaçarak iç dünyasında duvarlar örer. Üvey kardeşi Muazzez'e duyduğu derin ve ketum sevgi, onu hayata bağlayan tek unsurdur. Şakir ve çevresinin Muazzez'i elde etme oyunlarına ve evdeki içten çürümeye karşı tek başına, sessiz ama sert bir direnç gösterir. Olayların kendi kontrolünden çıkması ve Muazzez'in kirlenen dünyaya çekilmesi üzerine cinayet işler. Nihayet karısını kurtarıp dağlara kaçmayı dener ancak onun yolda ölümüyle ebedi yalnızlığa at sürer.