
Recaizade Mahmut Ekrem
Recaizade Mahmut Ekrem tarafından yazılan Araba Sevdası (1896), Türk edebiyatının ilk realist romanı kabul edilir. Eser, Tanzimat sonrası yanlış batılılaşmayı, özentili yaşam tarzını ve kendi değerlerinden kopan Bihruz Bey karakteri üzerinden trajikomik bir dille eleştirir.
Bihruz Bey'in romantik Fransız romanlarında okuyup kendi zihninde oluşturduğu yüce, trajik ve şairane dünyası ile İstanbul'un mesire yerlerindeki insanların bayağı, çıkarcı ve gerçekçi dünyası arasındaki çarpışmadır. Bihruz hayalindeki 'melek'in gerçekte sıradan bir sokak kadını olduğunu fark edene kadar kendi sanrılarıyla savaşır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul. Özellikle Çamlıca Bahçesi, Kısıklı, Beyoğlu, Kadıköy, Fenerbahçe, Göksu, Şehzadebaşı ve Direklerarası gibi mesire ve gezinti mekanları ile Süleymaniye'deki konak.
19. yüzyılın son çeyreği, Osmanlı'nın Tanzimat sonrası dönemi (Metinde açıkça 1305 / 1889 civarı ve mektup tarihlerinde sene 86 işaretleri geçmektedir).
Gerçekte son derece canlı, hareketli, kalabalık ve eğlenceli bir İstanbul mesireleri ortamına zıt olarak, baş karakterin iç dünyasının yansıttığı sahte bir melankoli, arabesk bir hüzün ve abartılı bir trajedi ile yüklüdür. Gündelik yaşam ile kurmaca hayallerin ironik ve satirik biçimde birbirine karıştığı bir atmosfere sahiptir.
Üçüncü tekil şahıs, her şeyi bilen (ilahi/omniscient) anlatıcı. Anlatıcı genellikle olayları Bihruz'un gözünden aktarır ancak onun ne kadar kör ve yanılgı içinde olduğunu göstermek için sürekli olarak araya girer, okuyucuyla (erbâb-ı mütala'a) konuşur ve alaycı, ince bir ironi kullanır.
Bu dünyada değer, dış görünüşe, modaya uygun giyinmeye, pahalı bir araba sahibi olmaya ve araya Fransızca kelimeler sıkıştırarak konuşmaya (alafrangalık) dayalıdır. Toplumsal statü, mesire yerlerinde (Çamlıca, Fenerbahçe) kimin daha şık gezdiğiyle ölçülür. Gerçek ahlakın ve zekanın yerini yüzeysel ve sahte bir Avrupa taklitçiliği almıştır. Kendilerini Batılı sanan mirasyediler, esnaf ve hizmetkarlar tarafından bile sömürülür.
Toplum, geleneksel Türk/Osmanlı değerleri ile Batı'dan (özellikle Fransa) hızla ithal edilen yüzeysel adetler arasında kalmıştır. Eski kuşak (Valide Hanım, emektar köleler) geleneklerine göre yaşarken, yeni kuşak zengin çocukları lüks ve israf içinde Batı edebiyatındaki yaşantıları kendilerine uyarlamaya çalışmaktadır. İnsanlar arasında 'sivilize', 'burjuva' gibi sınıfsal sınıflandırmalar yeni yeni uydurulmaktadır.
Kişiler çember üzerinde eşit aralıklarla dizilir; çizgilere tıklayarak ilişki türü ve dinamiğini okuyabilirsiniz.
Bir çizgiye tıklayarak ilişki detayını açın.
Bihruz ona asilzade ve masum bir 'melek' olarak tapar, zihninde aşırı yüceltir ve pasif bir teslimiyet yaşar. Periveş ise onu yalnızca eğlenceli ve gülünç bir safdil olarak görür, hiçbir değer vermez. Aralarındaki güç dengesi, Periveş'in gerçekliğine tamamen kör olan Bihruz aleyhine, gerçekliğin ve alayın lehinedir.
Bihruz arabanın peşinden koşarken Periveş Hanım ve Çengi Hanım onun bu haline arkalarından gülmektedir.
Keşfi yalan söylemekten hastalıklı bir zevk alan fırsatçıdır, Bihruz ise okuduğu kitaplardan dolayı fazlasıyla saftır. Keşfi, Periveş'in öldüğü yalanını ortaya atarak Bihruz'un saf gerçekliğini yıkar ve onunla oyuncak gibi oynar. İkisi de dışarıdan 'alafranga' centilmenlerdir ama birbirlerini aslında küçük görürler.
Keşfi Bey, sarışın kadını hastalıktan öldü diyerek tamamen uydurma bir hikaye ile Bihruz'u yasa sürükler.
Mösyö Piyer, Bihruz'a Fransızca öğretme kisvesi altında kendi çıkarlarını, rahatını ve cebini doldurmayı hedefler. Bihruz ona büyük saygı (ekselans/profesör) gösterse de, Piyer onu gizliden gizliye eğitimsiz, parası kolay alınan bir budala olarak değerlendirir. Kitapları pahalıya satarak, ona asılsız edebi görüşler aşılarak kendi çıkarlarını korur.
Mösyö Piyer çöpe atılacak köhne kitaplarından bazılarını lüks bir ambalaj gibi sunarak Bihruz'a kırk, elli franga satmaktadır.
Çengi Hanım daha yaşlı, kaba ve tecrübelidir. Periveş'i yönlendirir, arabacılarla o pazarlık yapar ve duruma göre olayların dizginlerini elinde tutar. Beraber eğlenir, birlikte asilzadelere yalan satar, onlarla alay ederler.
Çengi Hanım Bihruz için 'Daha pek toy zavallı!' diyerek onun haliyle alay edip Periveş ile birlikte arabaya yetişir.
Bihruz annesini sevgi ya da saygı ile değil, sadece servetin veya para koparılacak mülklerin bir parçası olarak görür. Annesi Bihruz'un hatalı yaşamının farkındadır ama oğluna karşı zayıftır ve sürekli onun isteklerini finanse edip konağın satılmasına engel olmaya çalışarak onu idare eder.
Bihruz, kendisini perişan gören annesinden faydalanıp borçları ödemesi için yüz elli lira almayı başarır.
Bihruz arabacısı üzerinde hakiki bir otorite kuramamıştır. Andon, Bihruz'un gösteriş ve şatafat uğruna sergilediği beceriksizliklerin farkındadır ve araba kazası gibi sorunları ondan saklamak için bahaneler uydurarak onu kolaylıkla atlatıp sömürmektedir.
Andon, kırılan araba için türlü yalanlar uydurup Bihruz'a alacaklının arabaya el koyduğunu söyleyerek onu sindirir.
Kondoraki, uyanık bir Beyoğlu tüccarı olarak Bihruz'un taksitleri ödeyemeyeceğini bilir. Fırsatı bulunca yasal boşlukları veya dalkavukça yalanları kullanarak arabaya hemen el koyacak kadar acımasız ve soğukkanlıdır. Bihruz ona karşı sadece hayali tehditler savurabilir, eyleme dökemez.
Kondoraki, Bihruz'a yazdığı mektupta taksit vakti gelmeden uyanıklık edip arabayı ve hayvanları kendi fabrikasında haciz ettiğini bildirir.
Bihruz kötü ruh halini ve hayal kırıklıklarını sürekli uşağı Mişel'den çıkarır. Mişel ona 'ekselans' diye dalkavukluk yapsa da efendisinin yersiz çıkışlarından hep o zararlı çıkar. Bihruz kendi suçluluk duygusunu astlarını azarlayarak bastırır.
Bihruz bir hata yaptığında ya da Mösyö Kondoraki'den gelen kötü haberi alınca haksız yere hemen Mişel'i azarlar ve odadan kovar.