
William Shakespeare
Romeo ve Juliet, William Shakespeare tarafından yazılan, birbirine düşman iki ailenin çocukları olan Romeo ve Juliet'in imkansız aşkını ve bu aşkın trajik sonunu anlatan dünyaca ünlü bir tiyatro oyunudur. İtalyan Rönesansı sırasında Verona'da geçen bu eser, evrensel aşkın ve kaderin sembolü haline gelmiştir.
Birbirlerine karşı derin bir asırlık kan davası güden iki soylu ailenin (Montague ve Capulet) çocukları olan Romeo ve Juliet'in; ailelerinin inadına, toplumsal kurallara ve kavgacı akrabalarına rağmen tutkulu bir aşk yaşama ve birleşme çabasıdır.
İtalya'nın Verona kenti (meydanlar, Capulet yalısı, Capulet'lerin bahçesi, Rahip Lawrence'ın kilise hücresi ve eski aile mahzeni) ve sürgün yeri olan Mantua sokakları.
Geç 14. yüzyıl veya 15. yüzyıl başları civarı, Rönesans dönemi; olaylar yaklaşık kırk iki saatlik kısa, yoğun ve hızlı akan bir zaman diliminde gerçekleşmektedir.
Yarı karanlık, tutkulu, tehlikeyle iç içe, gergin, hem lirik bir romantizmle parlayan hem de kaçınılmaz bir ölümcül trajedi hissiyatıyla ağırlaşan kasvetli bir ortam.
Dramatik metin formatında, çoğunlukla nesnel tiyatro diyaloglarıyla aktarılır. Ayrıca seyirciye her şeyi bilen üst bir bakış açısıyla olayların yönünü haber veren 'Koro' rolü bulunur.
Verona'da günlük hayat, düşman aileler Montague ve Capulet yöneticilerinin feodal kan davası ve Prens Escalus'un şiddeti engellemeye çalışan mutlak kanunları arasında sıkışmıştır. Kadınların babalarının sözünden çıkamadığı ataerkil bir düzende, aşkın gizlice ve tehlikeli sınırları aşarak yaşanması gereklidir. Sokaklarda kılıç çekmek sık rastlanan fakat Prens tarafından ölüm veya sürgünle cezalandırılan bir suçtur.
Rönesans İtalyasında geçen hikaye; güçlü ailelerin soyluluk, onur ve erkeklik üzerinden tanımladıkları sosyal statülerini yansıtır. Görücü usulü evliliğin mutlak kural, rahiplerin danışman ve günah çıkarıcı olarak kilit öneme sahip olduğu Katolik bir toplum yapısı egemendir.
Kişiler çember üzerinde eşit aralıklarla dizilir; çizgilere tıklayarak ilişki türü ve dinamiğini okuyabilirsiniz.
Bir çizgiye tıklayarak ilişki detayını açın.
Büyük bir tutku, fedakârlık ve karşılıklı hayranlıkla birbirine bağlıdırlar. İlişkilerinde karar mekanizması genellikle daha pratik ve cesur adımlar atan Juliet'e kayarken; Romeo daha şiirsel, idealist ve yıkıcı eğilimleriyle bu sevgiyi takip eder. Hayatlarını feda edecek kadar kusursuz bir adanmışlık içindedirler.
Sözlerim, onu top gibi fırlatırdı sevgilime, / Sevgilimin sözleri, top gibi onu geri atardı bana.
Mercutio ile Romeo arasında neşeli, birbirlerine takılmaktan zevk aldıkları derin bir dostluk vardır. Mercutio aşkla açıkça alay ederken Romeo sürekli melankoliktir. Mercutio'nun ölümü, Romeo'nun barışçıl tutumunu terk edip intikam duygusuyla tamamen karanlık eylemlere sürüklenmesine yol açarak ikilinin dengesini trajik biçimde kanıtlar.
Ah Romeo, Romeo, yiğit Mercutio öldü. Toprağı çok zamansız hor gören o kahraman ruhu yükseldi bulutlara.
Oyunun ilk yarısında Dadı, Juliet'in en güvenilir sırdaşı ve adeta gerçek annesinin yerini alan koruyucusudur. Romeo'yla aralarındaki köprüyü o kurar. Ancak işler sarpa sarıp Dadı'nın Paris'le evliliği pratik bir zorunluluk olarak övmesi, aralarındaki güveni yok eder ve Juliet için yapayalnız kalma eşiği olur.
Seninle yollarımız ayrılıyor artık. / Rahibe gidip öğrenmeliyim bulacağı çareyi.
Rahip Lawrence, Romeo için dini bir yol gösterici olmanın ötesinde sığındığı bir dert ortağıdır. Romeo onun yanında bir ergen çocuğu gibi şikayet eder, rahip ise uyarılarda bulunur, onu sakinleştirir. Buna karşın Romeo'nun kontrolsüz ateşliliği, rahibin ılımlı felsefesini sürekli aşar.
Beni şaşırtıyorsun. Kutsal görevim üzerine and içerim ki, / Daha sağlam yaradılışlı bilirdim seni.
Capulet başlangıçta kızının yaşı sebebiyle ona şefkatli yaklaşır; ancak Juliet Paris'le evlenmeyi reddettiği an, Capulet'in ezici, kontrolcü ve tehditkâr tiran figürü açığa çıkar. Kızının özgür iradesini tamamen bir hakaret, şımarıklık ve otoritesine karşı bir isyan olarak kabul eder.
Bana bak, evlenmezsen eğer, öyle bir bağışlarım ki seni, / O zaman canının istediği yerde otla, kalamazsın evimde.
Tybalt, soyadını korumak bahanesiyle durmaksızın kışkırtan, nefret dolu bir düşmandır. Romeo, Juliet'e olan sevgisinden ötürü Tybalt'a -o farkında olmasa da akraba olduğu için- barışçıl ve alttan alan bir tepki gösterir. Ancak Mercutio'nun ölümü bu pasif tavrı kırar ve ilişkileri geri döndürülemez salt ölümcül bir şiddete düşer.
Romeo, sana karşı katlandığım sevgi, / Şu sözlerden başkasını bulamıyor senin için: / 'Sen alçağın birisin!'
Paris, Juliet için ideal bir eş adayı, yakışıklı ve soylu bir tiptir ama romantik bir karşılığı yoktur. Juliet onu kendisinden uzaklaştırabilmek için söz oyunlarına başvururken Paris, bu soğukluğu Juliet'in yasına yorar. Juliet tarafında zoraki ve tehlikeli bir tahammül, Paris tarafında ise yüzeysel bir sahiplenme vardır.
Yüzün benim, sen de ona iftira ettin. / (Juliet:) Olabilir, o benim değil çünkü.
İkisi de soylu, cesur, inatçı karakterler olmalarına rağmen zıt kutuplardadır; Tybalt kurallara takıntılı bir kavga makinesi, Mercutio ise serbest ve alaycı bir dövüşçüdür. Aralarındaki onur düellosu, Prens'in emirlerini bile yok sayacak seviyede kişisel bir egoya dayanır.
Sıçan avcısı Tybalt, bu yana gelsene! / Kediler kralı, dokuz canından yalnızca birini. Onu da hemen almak niyetindeyim.