
Gustave Flaubert
Gustave Flaubert tarafından 1856 yılında yazılan Madame Bovary, hayal ettiği romantik hayat ile sıradan gerçeklik arasında sıkışıp kalan bir kadının trajedisini işleyen dünya edebiyatının başyapıtlarından biridir. Eser, edebiyatta Realizm (gerçekçilik) akımının en önemli örneklerinden kabul edilir.
Emma Bovary'nin romantik edebiyattan beslenen, lüks, tutku ve yüce bir macera arzulayan sınırsız muhayyilesi ile, içine hapsolduğu kısıtlayıcı, sığ, anlayışsız taşra gerçekliği ve evliliği arasındaki ölümcül ve aşılmaz uçurum.
Fransa'nın Normandiya bölgesinde taşra kasabaları (başlıca Tostes ve Yonville-l'Abbaye) ile yakındaki Rouen şehri.
19. yüzyılın ilk yarısı (1830'lu yıllar, Temmuz Monarşisi dönemi ilerlemeci ve burjuva eğilimlerin yükseldiği yıllar)
Daraltıcı, sıkıcı ve tekdüze bir taşra kasabası havası ile Emma'nın iç dünyasındaki ihtiraslı, renkli ve ulaşılmaz romantik rüyaların keskin bir tezatından doğan boğucu ve melankolik bir atmosfer.
Üçüncü tekil şahıs, tanrısal (omnisient) ama sıklıkla serbest dolaylı anlatım kullanarak karakterlerin (özellikle Emma'nın) iç dünyasını, hezeyanlarını ve duygularını onların bakış açısından, alaycı ve ironik bir tonla sunan bir yazar sesi.
İnsanların statülerine, mesleklerine (eczacı, hekim, rahip, kâtip) ve mal varlıklarına göre değerlendirildiği; dedikodunun, toplumsal baskının ve din/bilim tartışmalarının (Homais ve papaz arasında) gündelik hayatı şekillendirdiği katı ve dar kafalı bir burjuva düzeni işlemektedir.
Bilim ile dinin, yenilikçi gösteriş (Homais) ile muhafazakârlığın (Papaz Bournisien ve Mösyö Binet) çatıştığı; halkın cehalet ve batıl inançlar içinde olduğu, gösterişçi tüccarların (Lheureux) köylüleri ve saf burjuvaları sömürdüğü erken kapitalist taşra Fransa kültürü.
Kişiler çember üzerinde eşit aralıklarla dizilir; çizgilere tıklayarak ilişki türü ve dinamiğini okuyabilirsiniz.
Bir çizgiye tıklayarak ilişki detayını açın.
Charles Emma'ya körü körüne bir bağlılık ve minnetle, ona adeta taparcasına aşıktır; fakat karısının ruhsal ihtiyaçlarından tamamen habersizdir. Emma ise Charles'ın pısırıklığından, basitliğinden ve kabalığından her geçen gün daha fazla tiksinir, onu hayatındaki tüm hayal kırıklıklarının sorumlusu olarak görür. Aralarındaki iletişim yüzeyseldir; güç ve duygusal üstünlük tamamen Emma'nın elindedir.
Emma, Charles'ın uyumasını izlerken onun tırnaklarını, yemesini icmesini iğrenç bulur ve 'Ne zavallı adam!.. Ne zavallı adam!' diye içinden söylenir.
Rodolphe, Emma'nın kendisine olan saf ve tutkulu aşkını ustaca sömüren bir avcıdır. Başlangıçta Emma'yı baştan çıkarmak için tatlı sözler ve romantik yalanlar söylerken, Emma'nın ona tamamen teslim olup ondan bir kaçış ummasıyla ilişkiden sıkılmaya başlar. Emma ona delice bağlanıp kaçmak için yalvarırken, Rodolphe onu başından savmak için bahaneler arayan bencil bir erkektir.
Tarım şenlikleri sırasında Rodolphe, kurnazca romantik sözler sarf ederek Emma'nın kalbini çelerken, içinden 'Alt tarafı güzel bir metresti' diyerek bağları koparmanın hesaplarını yapar.
İkisi de taşra hayatından sıkılmış, sanat, müzik ve Paris hayatı hayalleri kuran ruh ikizleri gibi yakınlaşırlar. Başlangıçta Léon utangaç davranır ve duygularını itiraf edemez; Emma ise iffetli bir kadın rolü oynayarak bu karşılıksız aşktan gizli bir melankolik zevk alır. Léon'un Paris'e, ardından Rouen'a gidişi onları bedenen ayırsa da, zihinlerinde birbirlerini idealleştirmelerine sebep olur.
Léon ve Emma, akşamları ocak başında romanların, müziğin ve Paris'in hayallerini kurarken, ortak duygusal dünyalarında sessizce birbirlerine bağlanırlar.
Homais, Charles'ı mesleki olarak pohpohlayarak kendi hedeflerine ulaşmak (örneğin izinsiz tıp pratiklerinin üstünü örtmek ve gazeteye reklam yazıları yollamak) için kullanır. Hippolyte'in ameliyatı fikri tamamen Homais'in hırsından çıkmasına rağmen başarısızlık ihtimalinde tüm yükü Charles'a bırakacak kadar kurnaz ve kaypak bir yapıdadır.
Homais, küt ayak ameliyatı için Charles'ı öve öve bitiremezken, ameliyat sonrası kangren baş gösterdiğinde sorumluluktan derhal sıyrılır.
Lheureux, Emma'nın lüks tüketim zaaflarını ve eşyalar aracılığıyla sahte bir saadet arayışını anlayan sinsice bir avcıdır. Kadın her bunalıma girdiğinde Lheureux ona yeni eşyalar pazarlar. Emma kısa vadeli hazlar uğruna senetler imzalarken, Lheureux soğukkanlılıkla onu devasa bir borç batağının ve telafisi olmayan bir bağımlılığın içine sürükler.
Emma'nın hastalığı döneminde bile hesap faturasını şişiren tüccar, kırbaç gibi eşyaları satarak ve yeni senetler imzalatarak Emma'nın acizliğinden faydalanır.
İkisi de kasabanın otorite figürleridir ancak farklı dünyaları temsil ederler. Homais Voltaire tarzı sözde aydınlanmacı, ilerlemeci ve bilimi yücelten (ama sığ) bir burjuvayı; Bournisien ise dogmatik, kendi konforuna düşkün, ruhsal derinlikten yoksun kiliseyi simgeler. Sürekli birbiriyle iğneleyici tartışmalara girerler fakat ikisi de aslında kibirli ve vizyonsuzdur.
Altın Aslan otelinde, eczacı Homais ile papaz tiyatronun ve ahlakın doğası üzerine sonu gelmeyen karşılıklı sığ ve iğneleyici polemiklere girerler.
Charles'ın annesi tutumlu, çalışkan, baskıcı ve dindar bir kadındır; Emma'nın gösterişçi harcamalarından, ev işlerini boşlayıp roman okumasından nefret eder. Emma ise kadının köylüce ve bağnaz tavırlarını küçümser. Charles ikisi arasında acizce kıvranır. Sonunda kaynana, Emma'yı kontrol edemeyeceğini anlayıp çekildiği gibi, Emma da ondan gizli gizli öç alma isteği güder.
Bovary Anne eve geldiğinde Emma'nın harcamalarına, hizmetçiye davranışlarına karışınca ikisi arasında Charles'ı ağlatacak kadar şiddetli bir kavga yaşanır.
Emma kızı Berthe'ye karşı istikrarlı bir sevgi besleyemez. Oğlu olması halinde kadının boyunduruğundan kurtulmuş, özgür bir erkek çocuk doğurarak öcünü alacağını ummuş, kız doğunca büyük bir heves kırıklığı yaşamıştır. Kendi hissi çalkantılarına göre bazen çocuğu kucaklayıp sahte bir şefkat gösterisine boğar, bazense kızı yanına gelince öfkeyle iterek ondan tiksindiğini hissettirir.
Emma, kendisine sevgiyle yaklaşan Berthe'yi 'Rahat bırak beni!' diye şiddetle itip düşürerek yanağını kanatmasına sebep olur, ardından kızın ne kadar çirkin olduğunu düşünür.